Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin 24 Ocak mahkemesinde tahliye aldıktan tam 24 saat sonra yani Bolu’dan çıkıp evine ulaştığı günün akşamında yeniden tutuklanmasının üzerinden bir hafta geçti. 26 Ocak Cumartesi günü ikinci hapishane hayatı başlayan Alparslan Kuytul Hocaefendi, 1 Şubat Cuma günü ailesiyle telefonla görüştü. İşte Tahliye sonrası Cezaevinden yaptığı ilk telefon konuşması.

Semra Kuytul hazırladı. Sizlerle paylaşıyoruz…

“Kıymetli Eşimle yeniden tutuklanmasından sonra gerçekleştirdiğimiz ilk telefon görüşmesinden notlar:

Bu defa yine “nasılsınız iyi misiniz” diyerek başladı. “Ben iyiyim beni merak etmeyin” dedi. “Yeniden hapis hayatı başladı, düzenimizi kuruyoruz, eşyalarımızı satın aldık, ihtiyaçlarımızı tamamlamaya çalışıyoruz” dedi. (Çünkü tahliye sebebiyle bütün eşyalarını eve getirmişti. Televizyondan semavere, diş fırçasından tırnak makasına varana kadar küçük büyük bütün eşyaları evde ve kıyafet dışında bütün ihtiyaçlarını yeniden cezaevi kantininden tedarik etmeleri gerekiyor. Onlarda öyle yapmışlar, gider gitmez ufak tefek ihtiyaçlarını hemen listeleyip vermişler, bunları kısaca anlattı.)

Ve devam etti;

“Ben zaten bunlardan adalet beklemiyorum demiştim. Sistemi de ona göre kurmuşlar, bir mahkemenin verdiği kararı diğer bir mahkeme bozabiliyor, yani bir mahkemeden adalet çıkarsa savcı itiraz ederek yine eşit derecede başka bir mahkeme ile kararı bozdurabiliyor.

Bizim dosyamız 20.000 sayfaydı belki son savunmalar eklense 30.000 bile olmuştur. İddianame 120 sayfa zaten. 45 kişinin ve avukatlarının savunması ile birlikte 3 gün süren bir mahkeme var, bir hâkimin bir iki saatte böyle alınmış bir kararı bozması imkân dâhilinde mi? Bu kararın nasıl verildiğini her akıllı insan anlayabilir? Olayı azıcık inceleyen bunun nasıl olduğunu görebilir? Bir mahkeme tahliye kararı veriyor diğeri hemen iptal ediyor bir gün bile sabretmeden, ne kadar öfkeliler demek ki, geldikleri noktayı gösteriyor bu. Adaletin olduğu memlekette savcılar suçu ispat ederler adaletin olmadığı memlekette ise insanlar suçsuzluğunu ispat ederler, demiştim daha önce de. İşte durum böyle…

Şu bir gerçek ki İslam düşmanları davanın gerçek adını koymadılar. Bu davanın gerçek adı; Tevhid ve Şirk davasıdır. Allah’ın dünyasında Allah’ın dediğinin olması gerekliliği, eğer davanın gerçek adını koysalardı ve Tevhide karşı çıksalardı toplum uyanırdı. O yüzden hiçbir zaman gerçek adını koymazlar.

Onların gerçek amacı tevhidi anlatmamızı engellemektir. Lailahe illallah’ın manasını anlatmamızı, O’ndan başka emirlerine uyulmaya layık ilah olmadığını anlatmamızı istemiyorlar.

Bize yapılanların üç sebebi var.

Bir sebep Tevhidi anlatmamız.

Diğer bir sebepte hükümeti tenkit etmemiz, eleştirmemizdir.

Diğer ve üçüncü bir sebepte Türkiye’deki derin devletten bahsetmemiz, onu ortaya koymamızdır.

Bana gösterilen sevgiye, saygıya tahammül edemediler. Onlar ne yaptılarsa da kardeşlerime teşekkür ediyorum. Onlar çıldırdılarsa da kardeşlerim sevgilerini, saygılarını ifade ettiler.

Siren sesleriyle sesimi kesmeye çalıştılar, sadece ‘hoşgeldin’ diyenlere ‘hoşbulduk’ diyecektim…

Allah’ın azab tokadını yiyecekler! Bu zulmü yapanların yanına kalmaz bu! Bu seçimde bu hükümetin çok oy kaybedeceğini düşünüyorum, Allah bilir. Bu sefer Allah’ın gazap tokadını yiyecekler.

Her kardeşimiz anlatmaya devam etmeli, daha önce de demiştim bundan sonra her ev vakıf, her ev medrese, her an davet, herkes davetçi olmaya devam etmeli.

Biz ümit içindeyiz. Yeter ki arkadaşlarımız görevlerini yapsınlar! Eğer başarırsak yeni bir şey, şimdiye kadar olmayan bir sevgiye mazhar olan bir hareket doğmuş olacak!

İdareciler adaletli olursa düşünce insanlarını susturmak zorunda kalmazlar. İnsanın zalim olup olmadığı güç eline geçince belli olur…”

Tahliye sonrası (!) Bolu Cezaevi

Alparslan Kuytul

1 Şubat Cuma

Telefon Görüşmesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here